18 Eylül 2010 Cumartesi

Frizbi Nasıl Uçar?

Eğer bir parkta ya da plajda bulunduysanız muhtemelen havada uçuşan o plastik disklerden görmüşsünüzdür. Burada bahsettiğimiz diskler UFO değil; frizbilerden bahsediyoruz. Nedir frizbileri uçuran?
Frisbee
Bir kuşun veya uçağın kanadı gibi burada da frizbinin şekli uçma yeteneğindeki en önemli etkilerden.
Eğer frizbinin köşesinden bakarsak, bir uçağın ön kanatları gibi yuvarlatılmış bir yapıya sahip olduğunu görürüz. Uçağın havaya kalmasında etken olanın uçağın kanadının üst yüzü olduğunu biliyoruz. Aynı prensip frizbiler için de geçerlidir. Hava frizbinin yuvarlatılmış üst yüzeyinden geçerken hızlanır ve bu hava hareketinin üst kısımda hızlanması sonucunda burada basınçta azalma meydana gelir. Alt kısımdaki yavaş have hareketinin olduğu bölgelerde ise basınç daha yüksektir. Bu basınç farkı frizbinin yukarı doğru kalkmasını sağlar. Evet frizbinin şekli onun yükseklere çıkarırır ama uçabilmesi için daha fazlasına ihtiyaç vardır.
Frizbiyi kendi etrafında döndürmeden fırlatmayı denerseniz yalpalayıp düştüğünü görürsünüz. Frizbinin şekli yukarı çıkmasında etkendir belki ama, frizbi kararsızdır; dik bir şekilde duramaz ve sonunda düşer. Tüm uçan cisimlerin uçuş sırasında dengeli olmasını sağlayacak bir şeyler vardır. Bu kuş ve uçaklarda kuyruk kısmıdır. Frizbide is dengeyi sağlayan uçarken yaptığı kendi etrafında dönme hareketidir.

Maddenin Dördüncü Hali

Katı, sıvı ve gaz artık klasik olarak bildiğimiz maddenin 3 halidir. Fakat bazı bilim adamları tarafından maddenin 4. bir hali olduğu dile getirilmektedir: plazma. İyonize gaz için kullanılan plazma kelimesi 1920 li yıllardan beri fizik literatüründe yer etmeye başlamıştır. Plazma fiziği 1950li yıllarda Van Allen kuşaklarının keşfi ile birlikte oldukça önemli bir alan olmaya başlamıştır. Işıma genelde plazmanın bir formu olarak düşünülmektedir.
Madde, değişik fiziksel koşullara maruz kaldıkça hal değiştirir. Örneğin buz H2 ve O’ nun düzenli biçimde sıralandığı bir katıdır, fakat eridiğinde sıvı forma dönüşür. Su molekülleri ısınmaya devam ederse buharlaşmaya başlar ve gaz haline dönüşür. Bu klasik durumlarda her bir atom için pozitif yük ve çekirdek etrafında dolanan elektronlardan kaynaklanan negatif yük birbirine eşittir. Herbir atom elektriksel olara nötrdür.

Eğer gaz halinden sonrada ısı verilmeye devam edilirse, buhar iyonlaşmaya başlayabilir: elektron atomdan kaçmak için yeterli enerji elde etmiş olabilir. Atom bir elektronunu eksik olacak ve net bir pozitif yüke sahip olacaktır. Şimdi bu atomu artık iyon olarak adlandırabiliriz. Yeterince ısıtılmış gaz içinde iyonlaşma defalarca tekrarlanır ve servest elektron ve iyon bulutları oluşmaya başlar. Fakat bazı atomlar nötr kalmaya devam eder. Oluşan bu iyon, elektron ve nötr atom karışımı plazma olarak adlandırılır.

Isınan hava neden yükselir?

Bir gaz topluluğuna etki eden kuvvetler aşağı doğru yerçekimi ve yukarı doğru da gazın basıncıdır. (Yukarı çıkıldıkça hava basıncı düşer, dolayısıyla gaz moleküllerine yüksek basınçtan alçak basınca doğru bir kuvvet etki etmektedir.) 
Gazın sıcaklığının her yerde aynı olduğu durumda, gaz üzerine etkiyen yerçekimi kuvveti ile basıncın yukarı doğru kuvveti eşitlenir ve havanın durağan olmasına neden olur. Şimdi, böyle bir hava kütlesinin bir bölgesinde sıcaklığın yükseldiğini varsayalım. Isınan havanın basıncı yükseldiği için, bu sıcak bölge genleşir. Kısa zaman içinde, sıcak havanın basıncı çevresiyle eşit hale gelir. 
Kısaca, durağan bir soğuk hava kütlesi içinde genleşmiş, yani daha az yoğun bir sıcak hava kütlesi oluşur. Bu kütleye basınçtan dolayı yukarı doğru etkiyen kuvvet, aynı hacme sahip soğuk havaya etkiyen kuvvetle aynıdır. Fakat, sıcak hava daha az yoğun olduğu için ve yerçekimi kuvveti gazın kütlesi ile doğru orantılı olduğu için, sıcak havaya etkiyen yerçekimi kuvveti daha azdır. Bu nedenle sıcak havaya etkiyen kuvvetler eşitlenmez ve yukarı doğru net bir kuvvet oluşur.

Elektronların hızı yaklaşık olarak ne kadardır?

Elektronlar çok çeşitli hızlara sahip olabilirler.
Düşük Hız: Bir elektrik telinden akım geçerken içinde elektronların hareket ettiğini biliyoruz. Elektronların bir tel içindeki hızları birçok insanı şaşırtacak derecededir. Mesela 2 mm çapında 10 A akım taşıyan bir bakır teldeki elektronların hızı saniyede ortalama 0.024 cm civarındadır.
Yüksek Hız: Bohr atom modelinde elektron çekirdeğin etrafında bir yörünge çizerek döner ve bu elektronun hızı yaklaşık saniyede 2,000,000 metredir. Yani ışık hızının % 1’i civarında.
Çok Yüksek Hız: Bir çekirdek bozunmasında açığa çıkan beta (elektron) parçacığının hızı ışık hızına çok yakındır (300,000,000 m/s). Bunun yanında büyük çekirdekli atomların (Uranyum) en iç yörüngesindeki elektronların hızı da ışık hızına yakındır.

Sadece tek tarafını gösteren camlar nasıl yapılıyor?

Bu camların çalışma prensibi, bildiğimiz tül perdelerin çalışma prensibiyle
aynı. Yani bu camların iki yüzü arasında bir fark yok. Bu noktanın daha iyi
anlaşılması için "üzerine düşen ışığı, düştüğü yüze göre farklı oranlarda
geçiren bir cam yapmak mümkün mü?" sorusunun detaylı yanıtlayalım. Fiziğin
temel yasalarından birisi olan termodinamiğin ikinci yasası bu soruya "kesinlikle
hayır!" yanıtını veriyor.
Bu yasanın değişik ifade edilme tarzlarından bir tanesi şöyle der: "Evrende
başka hiçbir şeyi değiştirmeden, soğuk bir cisimden sıcak bir cisme ısı akışı
sağlamak mümkün değildir." Buradaki "Evrende başka hiçbir şeyi değiştirmeden"
ifadesi önemli. Aksi takdirde, yasanın çay demlemek için su ısıtmanın bile imkansız
olduğunu söylediği anlamı çıkardı.
Işığı tek yönde geçiren, ya da farklı yönlerde değişik oranlarda geçiren camlardan
yapmak mümkün olsaydı, bu camları ikinci yasayı ihlal etmek için kullanabilirdik.
Bunu göstermek için bir düşünce deneyi tasarlamamız yeterli. Eğer elimizde ışığı
tek yönde geçiren, diğer yönde kesinlikle geçirmeyen bir cam varsa, duvarları
ışığı mükemmel yansıtan aynalarla kaplanmış bir odayı bu camla ikiye bölüp,
ışığın geçtiği taraftaki odaya sıcak bir çay, diğer odaya da buzlu su koyabiliriz.
Buradaki kilit nokta, her cismin sürekli ışık (daha doğru bir terimle elektro-manyetik
dalga) yayınladığı gerçeği. Cismi oluşturan atomlar ve bu atomlardaki elektronlar
sürekli hareket halindedir. Bu parçacıklar çoğunlukla en düşük enerji seviyelerinde
bulunurlar, ama önemli bir kısmı uyarılmış seviyelerdedir. Bu uyarılmış elektronlar
daha düşük enerji seviyelerine döndükçe, aradaki enerji farkını ışık olarak
yayınlarlar. Bir başka deyişle cisimler ışıyarak soğurlar. Cisim ne kadar sıcaksa,
bu yayınlanan ışık o kadar çok enerji taşır. Köz halindeki bir odunun bu nedenle
parlak olduğunu ve sizi ısıtmaya devam ettiğini burada ekleyelim.
Düşünce deneyimizdeki buzlu su da, bize göre soğuk olmasına karşın bir miktar
ışık yayar. Soğuk olduğundan dolayı, bu ışığın enerji yoğunluğu çayınkine göre
daha azdır; ama bu o kadar önemli değil. Buzlu sudan yayılan ışığın bir kısmı
özel camımızdan geçerek, çay tarafından soğurulur. Böylece ışıma yoluyla çaya
ısı aktarılmış olur. Çaydan yayınlanan ışınlarsa, camı geçemez ve aynı bölmede
kalır (ve çay tarafından tekrar soğurulur). Böylece, buzlu su enerji kaybederek
gittikçe soğur, çaysa gittikçe ısınır. Hatta biraz sabırlı davranıp beklersek
(bir iki yıl gibi), buzlu suyun tamamen donup soğumaya devam ettiği, çayınsa
buharlaşıp gittikçe daha çok ısındığını da gözlememiz mümkün.
Böylece, ikinci yasanın mümkün olmadığını söylediği şeyi, yani evrende başka
bir şeyi değiştirmeden, hatta kendiliğinden, ısının soğuk bir cisimden sıcak
bir cisme akmasını sağlamış oluruz. Termodinamiğin ikinci yasası oldukça sağlam
temeller üzerine oturduğundan, bu noktada sadece tek yöne ışık geçiren camların
yapılmasının mümkün olmadığını kabul etmekten başka yapacak şeyimiz yok!
Aynı argümanı her iki yönde ama farklı oranlarda geçirgen olan camlar için yürütmek
mümkün. Örneğin bu özel cam sağdan sola doğru gitmek isteyen ışığın sadece %50'sini
geçirsin, soldan sağa yönelen ışığınsa %50.001'ini geçirsin. Aradaki farkın
ne kadar küçük olduğu önemli değil. Eğer geçirgenlik oranları arasında bir fark
varsa, bu farkı kullanarak ikinci yasayı alt etmek mümkün.
Argümanı daha rahat görmek için iki odaya da aynı sıcaklıkta iki özdeş cisim
koyalım. Aynı sıcaklıkta bulunan cisimler aynı miktarda enerjiyi ışık olarak
yayarlar. Fakat soldan sağa aktarılan enerji sağdan sola aktarılandan bir miktar
fazla olduğundan sağdaki cisim biraz ısınıp, soldaki biraz soğur. Bir süre sonra,
ısınan cisim daha fazla, soğuyansa daha az enerji yayacağından, cam üzerinden
değişik yönlere giden ışığın taşıdığı enerjiler eşitlenir ve net ısı transferi
durur. İki odalı sistemimiz bu noktada dengeye gelir. Bu son durumda sağ odadaki
cisim soldakinden biraz daha sıcaktır. Önceki durumda olduğu gibi aşırı soğuma
ve ısınma söz konusu değil ama bu bile ikinci yasaya aykırı.
Bu camları kullanarak büyük sıcaklık farkları elde etmek de mümkün. Tek yapmanız
gereken şey, odacıkların sayısını mümkün olduğu kadar artırmak. Böylece, iki
ardışık odadaki sıcaklık farkı düşük olmasına rağmen, en uçtaki odaların sıcaklıkları
büyük oranda farklı olacaktır.
Sonuç olarak, bir camın, ya da herhangi bir cismin farklı yönlere farklı oranlarda
geçirgen olması ikinci yasaya aykırı. Eğer camınız soldan sağa %50.001 oranında
ışık geçiriyorsa, sağdan sola da %50.001 oranında geçirmesi lazım. Ne biraz
az ne de biraz fazla! İkinci yasanın saydamlık hakkında bu derece güçlü şeyler
söyleyebilmesi gerçekten çok ilginç.
Peki madem bu tip camlar fiziğe aykırı, o halde bu camlar nasıl işliyor? Buna
basitçe "göz aldanması" diyebiliriz. Gözümüzün müthiş yeteneklerinden
birisi değişik ışık seviyelerine kendisini ayarlayabilmesi. Gündüz çok parlakken
de, gece karanlığında da görme işlevini yerine getirebiliyor. Parlak bir ışık
kaynağının yanında zayıf bir ışık kaynağı varsa, göz kendini parlak olan ışığa
göre ayarlar ve zayıf ışığı fark etmemiz olanaksızlaşır. Bu nedenle gündüz vakti
yıldızları göremiyoruz. Halbuki yıldızlardan gelen ışık gündüz de gece de aynı
parlaklığa sahip.
Yabancı filmlerde gördüğümüz sorgu odalarında camın ayırdığı odalardan biri
karanlık diğeri de aydınlık tutuluyor. Camın özelliği, üzerine gelen ışığın
çoğunu yansıtması ve çok az bir kısmını geçirmesi. Aydınlık odada bulunan kişi,
aynadaki kendi parlak görüntüsünden düğer odadan gelen ışığı seçemiyor. Bu kadar
basit. Aynı işi bir tül perde de rahatlıkla yapıyor.

Gökyüzü Neden Mavidir?

Bilindiği gibi Güneş'in yaydığı spektrum süreklidir, yani her frekansta elektromanyetik dalga içerir. Bu dalgalar atmosfere ulaşınca atmosferdeki gazlar tarafından saçılırlar. Burada en fazla saçılan frekans mavi ve civarıdır. Gökyüzüne baktığınızda Güneş’ten geldikten sonra saçılan ışığı gördüğümüz için, ve bu ışık daha çok mavi içerdiği için gökyüzünü mavi görüyoruz. 
Atmosferdeki toz, nem ve diğer etkenlerden dolayı ışığın saçılma miktarı değiştiği içinde, bu maviyi değişik tonlarda görüyoruz. 

Spektrum Renklerini Okumak

Daha önce bilim insanlarının bize çok çok uzaktaki yıldızların yüzey sıcaklıklarını, hangi kimyasal maddelerden oluştuklarını, dünyamızdan kaç ışık yılı uzaklıkta olduğunu ve daha başka onlarca şeyi nasıl söyleyebildiklerini merak ettiniz mi?
spektrum.jpg - 33.56 KB
Bilim insanları tüm bunları bize söylerken sadece yıldızların bize yollamış olduğu ışığı (radyasyonu) kullanıyorlar. Yıldızlardan gelen ışığın analiz edilmesi ile uğraşan bilim dalı "spektroskopi" olarak adlandırılır. Spektroskopi şu temel prensibi kullanır: bir ışık prizmadan geçirilirse değişik ve belirgin renklere ayrılır ve renk spektrumu (tayfı) oluşturur. Spektrum dediğimiz şey ışığın farklı frekanslarına göre sıralanmasından başka bişey değildir. 
Peki bir spektrum bize güneşin ya da başka yıldızların kimyasal içeriğini ya da sıcaklığını nasıl açıklayabilir? Bunun cevabı, bir spektrumun değişik gazlar içinden geçtiği zamanki etkilenmelerindedir.
Bir absorbsiyon spektrumu, (karanlık spektrum olarak da adlandırılır) renkler arasında siyah bir band sergilediği spektrumdur. Bu siyah bandların olduğu yerler ışığın gaz tarafından absorblandığı dalgaboylarına karşılık gelir. Hangi elementlerin spektrumu nasıl etkilediği analiz edilerek siyah bandların incelenmesiyle yıldızların hangi elementleri içerdiği anlaşılabilir. Wien yasasının uygulanmasıyla (dalgaboyunu kullanarak sıcaklığın tayin edildiği formül) yıldızın sıcaklığı bulunabilir. Böylece bilim insanları  milyon ve milyon ötedeki birçok nesnenin anlaşılmasını sağlayabilir.