18 Eylül 2010 Cumartesi

Elektron Mikroskobu

Elektron mikroskobu, elektronların parçacık ve dalga etkileşiminin ilginç ve önemli bir örneğidir. Bir elektron ışını bir cismin görüntüsünü oluşturmak için kullanılabilir. Bir elektron ışınının yörüngesi elektrik ya da manyetik alan ile değiştirilebilir. Elektronlar elektrik ve/veya manyetik alan ile  bir noktada odaklanabilir. Hızlandırılmış elektronlar çok kısa dalga boyuna sahiptir, böylece çok kısa dalga boyları ile daha fazla büyütme oranları ve daha iyi ayırma gücü elde edilmesi sağlanır. Standart elektron mikroskobunun ayırma gücü birkaç nanometre mertebesindedir. (1nm=10^-9m)
sem.jpg - 15.72 KB
1931 yılında Almanya’da elektron ışınlarının manyetik bobinler tarafından odaklanması ile ilk elektron mikroskobu yapıldı. Elektron mikroskobu yüksek vakum bölgesinde yer alır; hava molekülleri tarafından saptırılamaz.
Elektron mikroskopları iki çeşittir. Bunlar: Transmisyon elektron mikroskobu (TEM) ve Taramalı elektron mikroskobu (SEM).
1)Transmisyon Elektron Mikroskobu (TEM): Bu mikroskopta elektron ışını çok ince bir örneğe yönlendirilir. Elektron mikroskobunda, projeksiyon mercekleri olarak adlandırılan mercekler gerçek görüntüyü flouresans ya da fotografik film üzerine düşürmelidir, çünkü gözümüz elektron görüntüsünü doğrudan göremez. Tem için kullanılan örnekler çok ince olmalıdır. 10-20nm (100 atom kalınlığı) kadar ince örnekler özel yöntemlerle hazırlanabilmektedir.
transmissionEM.jpg - 1.43 MB
2)Taramalı Elektron Mikroskobu (SEM): Daha kalın örnekler elektron ışınlarının yüzeyden yansıması ile incelenebilir. Bu inceleme SEM ile yapılabilmektedir. Elektron ışını örnek yüzeyine odaklanır ve örnek yüzeyini taramaya başlar. Işının örnek yüzeyini taramaya başlamasıyla yüzeyden yansıyan elektronlar örneğe göre birkaç yüz volt pozitif voltajda tutulan anot ile toplanır. Toplayıcı anottaki akım yükseltilir ve katot ışın tüpündeki mikroskop ışını ile eşzamanlı olarak taranan elektron ışınlarını değiştirmek için kullanılır. Bu nedenle katot ışın tüpü örneğin oldukça büyütülmüş olan görüntüsünü alır. SEM ‘in ayırma gücü 10nm mertebesindedir.


Elektron mikroskobu ile elde edilmiş görüntüler:
Karınca
ant1.jpg - 68.71 KB
Saç teli
hair.jpg - 38.81 KB
Örümcek
spideySem.jpg - 48.72 KB
Çelik
stainlesssteel.jpg - 63.95 KB
Sofra tuzu
tableNacl.jpg - 48.22 KB
alyuvar
alyuvar2.jpg - 24.37 KB
alyuvarlardan başka görünüm
alyuvarlar.jpg - 16.24 KB
bakteriler
bakteriler.jpg - 38.46 KB
bit
bit.jpg - 17.43 KB
kelebek
kelebek.jpg - 15.00 KB
paramesyum
paramesyum.jpg - 18.39 KB
pire
pire2.jpg - 16.74 KB
sivrisinek
sivrisinek.jpg - 17.62 KB

Coriolis Kuvveti

Dünya kendi etrafında yaklaşık olarak 1609 km/saat hız ile dönmektedir. Bu dönme hareketi dünya etrafındaki hava ve suyun hareketin etkilemektedir. Bu etki fizikçiler tarafından Coriolis etkisi olarak adlandırılır. Coriolis kelimesi 19. yüzyılda bu etkiyi bulan fransız bilim adamı  Gaspard Coriolis’den gelmektedir.
Hurricane Elena
Dünya, doğuya doğru dönme hareketi yaparken, bu hareket hava ve su için kuzey yarımkürede saat yönü ile aynı yönde bir kıvrılmaya, güney yarımküre de ise saat yönünün tersi yönde bir kıvrılmaya yol açmaktadır. Bu etkiyi tropik rüzgar ve kasırgaların uydu fotoğraflarında kolaylıkla görebiliriz.
Coriolis kuvveti, dönen bir platformun karşı tarafına yürümeye çalışan biri tarafından anlaşılabilir. Kişi yürümek istediği tarafa doğru dik açıyla itildiğini görür. Benzer şekilde, dönen yer kürenin yüzeyi üzerinde hareket eden hava, kuzey yarım kürede hareket yönünün sağına, güney yarım kürede soluna saptırır.

Yıldızların Oluşumu

Yıldızlar çok yoğun ve görünür ışımayı geçirmeyen yıldızlararası gaz ve toz bulutlarının ortasında doğar. Gökadamızda her yıl, Güneş kütlesinin yaklaşık üç katıyla on katı arasında değişen bir gaz kütlesi yıldıza dönüşür. Yıldızların meydana geldiği bu dev gaz ve toz bulutlarına  moleküler bulutlar adı verilmektedir. Moleküler bulut terimi burada moleküllerin oluşması nedeniyle kullanılmaktadır.


Moleküler bulut tek bir yıldız oluşturacak biçimde çökmez (büzülmez). Bulut birkaç yoğunlaşmış bölgeye parçalanır. Bu yoğunlaşmış parçalar daha sonra yıldızların oluşması için çökmeye devam ederler. Bir buluttan 10 ile 1000 arasında yıldız oluşabilir.
Moleküler bulutun bir parçası kritik bir kütleye ulaşırsa bu parça büzülmeye devam ederek bir yıldız oluşturabilir. Fakat moleküler bulutun bu kritik kütleye ulaşması o kadar kolay olmamaktadır. Kuramsal alanda, ortaya çıkan büyük güçlük, onlarca ışık yılı boyutlarında son derece seyreltik yıldızlararası gazın nasıl bu ölçüde yoğunlaştığı ve yüz binlerce kilometreyle ölçülen yıldızları oluşturduğu noktasında düğümlenir.
Yıldız oluşumunda aşağıdaki süreçler gerçekleşebilmektedir. 
1. Yığılma:
Küçük gaz ve toz bulutlarından büyük bulutlar oluşur. Bulutlar birbirleri ile birleşerek büyürler. Yıldızlararası ortamın yoğunluğunun çok düşük olması nedeniyle bu işlem çok yavaş gelişir.

2. Çekimsel Çökme ve ışınım basıncı:


3. Süpernova patlaması sonucu ile ortaya çıkan dalgaların etkisi ile bulutun sıkıştırılması:

Çekimsel güç bulutun büzülmesini sağlar. İç ısınma basıncın oluşmasına neden olur. Bulut büzülme ile parçalara ayrılır. Potansiyel enerji, kinetik enerjiye dönüşür. Gaz parçacıkları hızlanır ve çarpışırlar. Sıcaklık artar. Bu durum basıncın artmasına neden olur. Çökme yavaşlar veya durur. Enerji yayılmaya başlar.
Açısal momentum = kütle x dolanma hızı x yarıçap olduğundan ve de açısal momentum kapalı bir sistem için sabit olduğundan (açısal momentumun korunumu), bulutun bu parçası çekim nedeniyle büzülürken daha hızlı dönmeye başlar. Bulut parçası, merkezi bir çekirdeği saran, bir disk maddesi şeklinde çöker. Sürtünmeyle yavaşlayan madde, sarmallar meydana getirerek merkezi şişkinliğe doğru akar ve merkezin kütlesi yavaş yavaş artar. Yıldızın doğmasını sağlayacak oluşum bu merkezi yoğunlaşmadır. Bu arada disk, çevresindeki maddeyi çekmeyi sürdürür. Ayrıca yıldızlar arası manyetik alanın, bu diskin oluşum ve evriminde önemli bir rol oynadığı sanılmaktadır.
Merkezi çekirdek etrafında bulunan disk parçalanmaya devam ederek halkalı yapılar meydana getirir. Bu halkalarda bulunan parçacıklar birbirleri üzerine düşerek gezegenlerin oluşumuna neden olurlar.
Merkezi çekirdeğe ön yıldız adı verilir. Yüzey sıcaklığı 300 °K kadardır. Çekimsel büzülme devam eder. Çökme, çekim tarafından kontrol edilen serbest düşme ile başlar. Merkezi çökme çok daha hızlı gerçekleşir.  Merkezi çekirdek böylece bir ön yıldız haline gelir. Çekirdek, çevresinde bulunan zarftan, madde almaya devam eder. Bu büzülme merkezi çekirdeği ısıtır. Çekirdeğin, çökerken sıcaklığın artması nedeniyle, kırmızı ötesi bölgede ışınım yayılması başlar.
ön yıldız diyagramı

Çökmeye devam eden ön yıldız merkezi çekirdeğin sıcaklığını milyonlarca dereceye kadar çıkarır. Füzyon reaksiyonları başlar. Yeni bir yıldız doğar. Yıldızın çökmesini engelleyen nedenler vardır. Bu nedenler,
  • Çökme ısıtılan gazın basıncı ve ışınımı nedeniyle çekimsel etkiyi dengeleyerek durdurulur.
  • Basınç dışarıya doğru etkiyen güç iken, çekimsel güç yıldızın içeriye itilmesine neden olur.
  • Her iki kuvvet arasında bir dengeye ulaşılır.

kararlı yıldız

Basit Makineler

İş yapma kolaylığı sağlayan aletlere basit makineler denir. Basit makineler de iş veya enerjiden kesinlikle kazanç sağlanamaz. Ancak kuvvet veya yoldan kazanç sağlanabilir. Eğer kuvvetten kazanç sağlanıyorsa, yoldan kaybedilir; yoldan kazanç sağlanıyorsa, kuvvetten kaybedilir. 

Bir basit makinenin kuvvet kazancına mekanik avantaj denir ve yük/kuvvet oranı ile bulunur. 

Önemli basit makine türleri şöyle sıralanabilir; 

1. Sabit makara: Sabit bir eksen etrafında dönebilen makaralardır.

2. Hareketli makara: Dönme ekseni hareketli olan makaralardır.
Makara ağırlıksız ise 2F=P
Makara ağırlığı G ise 2F=P+G olur
3. Dişli çark: Dönme hareketini iletebilen sistemlerdir

      n1, n1: tur sayıları
      R1, R2: yarıçaplar
      N1, N2: diş sayıları olmak üzere;
      n1 r1=n2 r2         N1 r1=N2 r2      bağıntıları yazılabilir.

·    Birbirine dokunan dişlilerin dönme yönleri zıttır.
·    Kuvvetten yada yoldan kazanç yoktur.  F=P
·    Kuvvetin yönü değiştirilebilir.
·    Bir dişlinin diş sayısı(N), dişlinin yarıçapı (r)  ile doğru orantılıdır. ·    İkiden fazla dişliden oluşan bir sistemde aradaki dişliler son dişlinin tur sayısını etkilemez. Sadece dönme yönünü etkiler.
 
4. Kasnak: Dişli çarklarda olduğu gibi dönme hareketini iletirler.
n1.r1=n2.r2

· Birbirine aynı iple(zincirle) bağlı düz kasnakların dönme yönleri aynı; ters bağlı kasnakların dönme yönleri ise zıttır.
· İkiden fazla kasnak bulunan sistemlerde aradaki kasnakların son kasnağın tur sayısına etkisi yoktur. Ancak dönme yönüne etkisi vardır. 

Basınç

Katı sıvı ve gazlar ağırlıkları nedeniyle bulundukları yüzeye bir kuvvet uygularlar. Kuvvetin kaynağı ne olursa olsun birim yüzeye dik olarak etki eden kuvvete basınç(P), bütün yüzeye dik olarak etki eden kuvvete de basınç kuvveti(F) denir.
Basınç ile basınç kuvveti arasında; P=F/S bağıntısı vardır.

KATILARDA BASINÇ:

Katı cisimler ağırlıkları nedeniyle bulundukları yüzeye basınç yaparlar. Taban alanı S, ağırlığı G olan katı bir cisim, bulunduğu yüzeye; P=h.d kadar bir basınç uygularlar.

1. Katılarda basınç kuvveti daima katının ağırlığı kadardır. Dolayısıyla katı cismi hangi yüzeyi üzerine koyarsak koyalım basınç kuvveti değişmez.
2. Düzgün katıların (küp, dikdörtgenler prizması, silindir) zemine yaptıkları basınç P=h.d ile de hesaplanabilir. Burada h cismin yüksekliği, d ise özkütlesidir.

3. Katılar uygulanan kuvveti kendi doğrultusunda aynen iletirken, basıncı aynen iletmezler. Katılarda basınç genel olarak yüzeyle ters orantılıdır. Bundan yararlanarak kesici ve delici aletler yapılır.

Birimi N/m2=Pascal, dyn/cm2=Bar

SIVILARDA BASINÇ: 

Bir kaptaki sıvı ağırlığı nedeniyle bulunduğu kabın her noktasına basınç uygular.
Sıvı içindeki herhangi bir noktadaki sıvı basıncı;

1. Sıvının yoğunluğu ile doğru orantılıdır.

2. Sıvının üst yüzeyine olan uzaklıkla doğru orantılıdır.

3. Sıvının derinliği aynı kalmak şartıyla kabın şekline ve içindeki sıvı miktarına bağlı değildir.

Sıvı basınç kuvveti (F): Bir sıvının ağırlığı nedeniyle içinde bulunduğu kabın herhangi bir yüzeyinin tamamına uyguladığı dik kuvvete sıvı basınç kuvveti denir. Bu kuvvet;
F=h.d.S
bağıntısı ile bulunur. Burada;
h: ilgili yüzeyin orta noktasının sıvının üst yüzeyine uzaklığı
d: sıvının özkütlesi
S: ilgili yüzeyin alanıdır.
Şekildeki gibi bir kap içinde h yüksekliğinde d özkütleli sıvı varsa S1, S2, S3 yüzeylerine etkiyen sıvı basınç kuvvetleri;





F1=h×d×S1
F2=h2×d×S2=h/2×d×S2
F3=h2×d×S3=h/2×d×S3   olur

Pascal Prensibi: Sıvılar basıncı aynen her doğrultuda iletirler. Sadece doğrultu ve yönünü değiştirirler. Bundan yararlanarak su cenderesi, hidrolik fren... gibi sistemler yapılabilir.
Şekildeki su cenderesinde basıncın etki yüzeyi değiştirilerek istenilen büyüklükte basınç elde edilebilir.




’dir. F kuvvetinin yaptığı basınç her noktaya aynen iletileceğinden, P1=P2 den F1/S1=F2/S2olur.


GAZLARDA BASINÇ:

Açık hava basıncı (P0): Atmosfer adını verdiğimiz ve kalınlığı kilometreleri bulan hava yerküreyi kuşatmaktadır. Açık hava hem yeryüzüne hem de içerisinde bulunan bütün yüzeylere ağırlığı nedeniyle bir kuvvet uygular. Bu kuvvetin yüzeyin birim alanına düşen kısmına açık hava basıncı yada atmosfer basıncı denir.

Toriçelli deneyi:


Toriçelli 80-90cm uzunluğunda bir cam boru alarak tamamen civa ile doldurmuştur. Daha sonra civa dolu cam boruyu ters çevirerek, içerisinde civa bulunan civa kabına koyduktan sonra burudaki civanın bir kısmının civa kabına boşaldığını ve 76cm yüksekliğini alacak şekilde dengede kaldığını gözlemiştir. Civanın tamamen boşalmamasının sebebi, açık hava basıncının borudaki civa basıncını dengelemesidir. Yani borudaki civa(sıvı) basıncı kaptaki civanın üst yüzeyine etkiyen açık hava basıncına eşittir. Toriçelli bu deneyi değişik kesitteki borularla denemiş ve sonucun değişmediğini gözlemiştir. O halde civa yüksekliği borunun kesitine bağlı değildir. Toriçelli bu deneyi deniz kıyısında ve sıcaklığın 0°C olduğu bir günde yapmıştır.

Civanın özağırlığı 13.6 olduğundan borudaki sıvı basıncı(ki bu basınç açık hava basıncına eşittir);

P0=h×d=1Atm olur.
Açık hava basıncını ölçen aletlere barometre denir. Barometredeki civa seviyesi her 10.5m yüksekliğe çıkıldıkça 1mm düşer. Bundan yararlanarak rakım ölçülür.

Kapalı Kaplardaki Gazların Basıncı: Sıvılar gibi gazlarda içinde bulundukları kabın çeperlerine basınç uygularlar. Bu basınç gaz moleküllerinin hareketinden ileri gelir. Kapalı bir kapta bulunan gaz basıncı;

1. Hacimle ters orantılıdır. Sıcaklık sabit kalmak şartıyla hacim azaldıkça basınç artar.
2. Hacim sabit kalmak şartıyla, sıcaklık arttıkça basınç artar.
3. Molekül sayısı ile doğru orantılıdır. Hacim sabit iken molekül sayısı arttıkça basınç artar.
Bu üç madde ideal gaz denklemi ile ifade edilir;
P.V=n.R.T

P: basınç V: hacim
n: molekül sayısı R: genel gaz sabiti
T: sıcaklık(T=273+t°C)
Bazı çok kullanılan basınç birimleri ve çevirim faktörleri
 PascalbarN/mm2kp/m2kp/cm2 (=1 at)atmtorr
1 Pa (N/m2)=110-510-60.1020.102×10-40.987×10-50.0075
1 bar (daN/cm2) =10510.110,2001.020.987750
1 N/mm2 =1061011.02×10510.29.877,501
1 kp/m2 =9.819.81×10-59.81×10-6110-40.968×10-40.0736
1 kp/cm2 (1 at) =98,1000.9810.098110,00010.968736
1 atm (760 torr) =101,3251.0130.101310,330

1.0331760
1 torr (mmHg) =1330.001331.33×10-413.60.001320.001321

   

Esneklik

Esneklik
Bir cismin kuvvet karşısında şekli, boyu yada hacmi değişebilir.Kuvvet ortadan kalktığında tekrar eski halini alıyorsa, bu cisme esnek cisim, bu olaya da esneklik denir.
Fizikte cisimler esnekliklerine göre 3’e ayrılırlar;
*Rijit Cisimler
*Plastik Cisimler
*Esnek Cisimler
Rijit Cisimler
Cisme uygulanan kuvvet sonunda cisimde hiçbir değişiklik olmuyorsa bu tür cisimlere rijit cisimler denir.Taş, demir, çelik buna örnektir.
Plastik Cisimler
Cisme uygulanan kuvvet cisimde bir değişikliğe neden oluyorsa ve cisimde deformeye neden olup, kuvvetin etkisi kalktıktan sonra cisim eski haline gelmiyorsa bu tür cisimlere plastik cisimler denir.
 Esnek Cisimler
  Cisim üzerine uygulanan kuvvet cisimde bir değişikliğe neden oluyorsa ama kuvvet ortadan kalktıktan sonra cisim eski haline geliyorsa bu tür cisimlere esnek cisimler denir.
Uyarı
  *Cisimler hâl değiştirdiğinde hacim esneklik sabiti de değişir.
  *Aynı maddenin, gerilim ve hacim esneklik sabitleri farklıdır.

Katıların Esnekliği
  Bir katıya kuvvet uygulandığı zaman katının özelliklerine ait iç reaksiyon kuvvetleri meydana gelir.Bu kuvvetler dıştan uygulanan kuvvetleri dengeleyerek cismin daha fazla deforme olmasını engeller.
 
  Dışardan yapılan kuvvetler arttıkça cismin iç direncide artar.Bunların arasında belirli bir oran vardır ve doğru orantılı şekilde değişirler.
  Katıların esnekliği ile ilgili ilk araştırmaları Robert Hooke yapmıştır.
Günümüzde “Hooke kanunu” adıyla adlandırılır.
Hooke Kanunu
Bir cisme uygulanan kuvvet büyük değilse meydana gelen deformasyon da bu kuvvet ile doğru orantılıdır.Bu ilkeden yola çıkarak katıların esneklik ilkelerini “zor” ve “zorlanma” kavramlarıyla açıklamıştır.
Zor: Büzülmeye sebep olan kuvvetle orantılı bir sabittir.Daha açık bir ifadeyle birim yüzeye etki eden dik kuvvettir. Zor=F/A dır.
Zorlanma: Bozulmanın derecesinin bir ölçüsüdür.Yani cismin boyundaki artışın ilk boyuna oranıdır.Zorlanma=DeltaL/Lson dır.
Hooke Kanununa göre; bir katı cisim için, zorun, zorlanmaya oranı sabittir.Bu sabit oran cismin esnekliğidir.
Zor/Zorlanma = Sabit = Esneklik = E
Uyarı
*Hooke Kanun, yalnız esneklik sınırından küçük zorlar için geçerlidir.
 
*Cisim üzerine etki eden F kuvveti cismi deltaL kadar esnetiyorsa, cisim üzerine iş yapıyordur.
Esnek bir cisme kuvvet uygulandığında sicim üç tür esneme gösterir.
*Gerilim Esnekliği
*Şekil Esnekliği
*Hacim Esnekliği
Gerilim Esnekliği
Uzunluğuna bir zorlamadır.Bir telin çekilmesi veya bir kirişin eğilmesi gibi.Cisimdeki gerilim esnekliği 4 şeye bağlıdır:
*Uygulanan Kuvvete
*Çubuğun İlk Boyuna
*Kesit Alanına
*Telin cinsi, yani esneklik sabiti E’ye bağlıdır.
***DeltaL = F.Lson/A.E
Bir sürekli esnemenin meydana geldiği en küçük zora esneklik sınırı denir.
Şekil Esnekliği
Bir cismin, kendine uygulanan kuvvet nedeniyle hacmini koruyarak şeklini değiştirmesidir.Bu tür olaylarda cisim kuvvet sonucunda hacmini değiştirmez sadece şeklini değiştirir.
  
***E = F.h/A.Delta x

Hacmin Esnekliği
Düzenli bir şekilde sıkıştırılan cismin buna karşı koyma özelliğine “hacmin esnekliği” denir.Bir küpe bütün yüzeylerden dik kuvvetlerin uygulandığını kabul edersek küpün şekli aynı kalır fakat hacmi azalacaktır.
  ***E = -(deltaP . V)/deltaV

Sıvıların Esnekliği
  Katılar için geçerli olan esneklik özelliklerinin tümü sıvılar için geçerli değildir.Çünkü sıvıların belirli bir boyu yada şekli yoktur sadece hacimleri vardır.Bu yüzden sıvılar yalnızca hacimsel esneklik gösterirler.
  ***Zor = F/A = P dır.
  Sıvı tarafından bu zor tüm yüzeylere dik olarak iletilir.Çünkü sıvı molekülleri her doğrultuda hareket eder.Dolayısıyla sıvıların hacimce esnemeleri oldukça küçüktür.
  Sıvıların üzerine bir kuvvet etki ettiğinde sıvıda meydana gelen esneme;
  ***E = -(P.V)/deltaV dır.
Uyarı
 *Pratikte sıvıların hacimce esnemeyeceği kabul edilir.
 *Sıvılar yalnızca hacimce esneme özelliği gösterir.
 *Esneklik sıvılar için ayırt edici bir özellik değildir.
Gazların Esnekliği
  Moleküller arası uzaklık en fazla gazlarda vardır.Gaz molekülleri bir birinden bağımsız hareket ederler.Gazlar için esneklik ayırt edici bir özellik değildir.
  ***E = -(P.V)/deltaV dır.
Uyarı
 *Esneklik katılar için ayırt edici bir özelliktir.Fakat sıvılar ve gazlar da değildir.
 *Katılar, gerilim, şekil ve hacim esnekliği gösterirler.Gazlar ve sıvılar yalnız hacim esnekliği gösterirler.

En Güçsüz Kuvvet

Yerçekimi kuvveti genel adıyla kütle çekim kuvvetinin evrende bulunan en güçsüz kuvvet olduğunu biliyor musunuz?
Gravity Is the Weakest!
Evet gerçekten de öyle. Evrende dört temel kuvvet bulunmakta: Güçlü Nükleer Kuvvetler, Elektromanyetik Kuvvetler, Zayıf Nükleer Kuvvetler ve Kütle Çekim Kuvvetleri. Bu kuvvetlerden en güçlü olanı “güçlü nükleer kuvvetler” dir, bu kuvvetler çekirdekte bulunan nükleonları bir arada tutmaktan sorumludurlar.
Bu kuvvetlerden 100 kat daha zayıf olan ikinci en güçlü kuvvet, elektromanyetik kuvvettir. Elektromanyetik kuvvetler günlük yaşamda karşı karşıya olduğumuz en güçlü kuvvettir. Zayıf nükleer kuvvetler pek çok parçacığın ve hatta pek çok atom çekirdeğinin kararsız olmasından sorumludur. Radyoaktivite bu kuvvetlerin sonucudur. Zayıf nükleer kuvvetler elektromanyetik kuvvetlerden 10 milyar defa daha zayıftır.
Saydığımız bu dört temel kuvvetin en zayıfı ise kütle çekim kuvvetidir. Kütle çekim kuvveti elektro manyetik kuvvetlerden 10000 milyar defa daha zayıftır.
Eğer kütleçekim kuvveti, ve dolayısı ile yerçekimi kuvveti elektromanyetik kuvvetlerden daha güçlü olsaydı bu günlük yaşamımızda bizi nasıl etkilerdi? Bu konudaki görüşlerinizi buraya yorum olarak yazabilirsiniz.